Eskiden
düğün eğlencelerine pazartesi günü çeyizin
güvey evine gönderilmesi ile başlanırdı.
Çeyiz alayının önünde, kumaşlar, meyve ve
çiçeklerle ağaç şeklinde süslenmiş nahıllar
taşınırdı. Salı günü yapılan gelin
hamamından sonra, çarşamba akşamı gelin
evinin hareminde kına gecesi düzenlenirdi.
Bu sırada beyler de selamlıkta veya damat
evinde eğlenirlerdi.
Kına
gecesinde gelin, genç kızlar ve yengeler,
bindallı adı verilen, kadife veya atlas
üzerine dival tekniğinde işlemeli ağır
elbiseler giyerler, gelinin yüzüne pullu al
duvak örtülürdü. Damadın akrabalarından
birkaç kişi, kınayı gümüş tepsi içinde ve
üzerine iki mum dikerek gelin evine
getirirlerdi. Bütün misafirler yerlerini
aldıktan sonra, kayınvalide kendi getirdiği
ipek kumaşı yolluk gibi önüne serdirirdi.
Gelin ve arkadaşları, ellerinde yanan
mumlarla ve gelinin başına bereket paraları
saçarak davetlilerin yanına gelirlerdi.
Gelin, yere serilen kumaşın üzerinde
yürüyerek iyi tanımadığı kayınvalidesinin
elini öpmeye giderdi. Ortaya kuruyemiş,
çörek, badem şekeri getirilir, kına gecesine
özgü türkü ve maniler söylenerek gelin
ağlatılır, bunun bereket getireceğine
inanılırdı. Daha sonra gelin bir yastığa
oturtulur, kayınvaldesi avucunun ortasına
bir altın koyar, mutlu evliliği olan bir
hanım tarafından avuçlarına, parmak uçlarına
ve ayak baş parmaklarına kına yakılırdı. G